Anasayfa
SICAK HABER

Vietnam'dan merhaba!
Gezgin'in 'Cana ve Hubli Opera Librettosu' adlı kitabı
Beyoğlu Pandora Kitabevi'nde
ve kitap ağsayfalarında!
http://www.pandora.com.tr/
urun.asp?id=157378

Satılık Yüz, Kiralık Yüz
Öyküler
Written by Ulas Basar Gezgin   
Cuma, 03 Eylül 2010


Satılık Yüz, Kiralık Yüz 

Gezgin, U. B. (2010). Satılık yüz, kiralık yüz. Red Dergisi, sayı 46 (Ağustos 2010).

Ulaş Başar Gezgin, Vietnam 
Ağsayfası: http://ulas.teori.org 
E-posta:  

Bunun böyle olacağı belliydi. Ekranlarda çarşaf çarşaf topçuları, popçuları çıkarırsanız böyle olacaktı, belliydi işte. Ve bu topçu ve popçular, o kadar sıradanlardı ki, birden onbir milyona dek sayılarla anılıyorlardı. Halk, Topçu 1 ile Topçu 5’in ağız dalaşını dinlemek için ekrana kilitleniyordu. Popçu 4’ün Topçu 7’yi aldattığı doğru muydu? Popçu 9, Topçu 2 ile gece klübünde basılmış mıydı? Yanıtlanması, insanlık için çığır açacak böyle milyonlarca soru vardı. Ülke, öyle bir noktaya gelmişti ki, bilim, sanat ve hele felsefe, zor işler olduklarından ve şan şöhret ve para getirmedikleri için, bilimci, sanatçı ve felsefeciler bir avuca sığacak kadar azalmışlardı; herkes topçu ya da popçu olmak istiyordu. Zaten topçu ya da popçu oldun muydu milletvekili seçilme şansın çok yüksekti. Hatta bir dönem, Meclis’in % 99’u ya topçu ya da popçu olduğundan, Meclis’te Topçular ve Popçular olarak iki topluluk oluşmuştu. Topçular, bütçeden ayaktopuna ayrılan ödeneğin arttırılmasını savunuyor; topun, ülkenin kalkınmasındaki rolüne dikkat çekiyorlardı. Popçular ise, topun üstündeki ekonominin her an kayıp düşebileceğini söylüyorlardı. Ayrıca, topçuluk için en azından bir top ve alan gerektiğini; popçuluk için ise, en ucuz eğlence aracı olan insan sesinin yeterli olduğunu vurguluyorlardı. Buna göre, topa dayalı kalkınmanın maliyeti, popa dayalı kalkınmanınkinden yüksek olduğundan, bütçede daha hesaplı olan popa daha çok kaynak ayrılmalıydı. 

Demokrasiyi içlerine sindiremeyen, bilimci, sanatçı ve felsefeci bozuntuları, halkın oylarıyla başa geçmiş topçuları ve popçuları her fırsatta protesto ederlerken, Topçu Partisi ve Popçu Partisi yandaşları, onları linç etmek için kuyruğa girerlerdi. Bu darbeci artıkları, halkın iradesine karşı çıkıyorlardı. Topçu Partisi için en önemli gelir kaynağı, maçlar olduğundan; parti yandaşları, maça gitmeyeni dövüyorlardı. Aynı biçimde, halk düşmanları, caz dinlediklerinde, halkımızın yüce pop estetiğinin kırmızı çizgilerine dokunmuş oluyorlardı. Caz, yeraltına inmiş; çıkış günlerindeki gibi, yeniden bir direniş müziği niteliği almıştı. 

Topçu Partisi’nin ilk icraatı, Türk uygarlığının düşman kafataslarıyla oynayarak başlattığı yüce spor ayaktopunu ölümsüz bir başarı olarak gelecek kuşaklara bırakmak için, Beyoğlu ve çevresindeki tüm yapıları yıktırıp 15 milyon izleyici kapasitesinde dev bir stadyum yaptırmak olmuştu. Söylemeye gerek yok sanırız: Bu, dünyanın en büyük stadyumu olarak, Türk’ün ata sporuna olan bağlılığını gösteriyordu. Bu stadyum, maç olmadığı zaman pop konserleri için kullanılacağından, Pop Partisi de, bu stadyumun açılışında sevinç gösterileri yapmıştı. 

Yalnız orada kalsa iyiydi. Tıp öğrencilerinin % 99’u, en iyi parayı getirmekle kalmayıp insanı şan şöhret sahibi de yapan estetik cerrahiyi seçiyordu. Öteki alanlarda doktor yetersizliği başgösteredursun; estetik ameliyat, estetik cerrahların bolluğu nedeniyle kan testi kadar ucuzlamıştı. Şimdi, isteyen herkes, hazırlanmış kalıplarla, bir topçunun ya da popçunun yüzünü alabiliyorlardı. Artık öyle bir noktaya gelindi ki, sokaklarda binlerce Topçu 5, Popçu 7 vb. dolaşıyordu. Kimin gerçek Topçu 5 olduğunu anlamak olanaksızdı. Topçu 5 de binlerce taklidi gibi yeteneksiz olduğundan, daha doğrusu, onlar ne kadar yetenekliyse o kadar yetenekli olduğundan; top oynamaları da gerçek Topçu 5’in hangisi olduğunu bulup çıkarmaya yetmiyordu. Karamurat filmlerini andırır biçimde, “Hanginiz Topçu 5?” denildiğinde, herkes, tek tek öne çıkıp “Topçu 5 benim” diyordu. Popçularda da durum aynıydı. Popçu 7 ile yeteneksizlikte de ortak olan binlerce taklidi, kimin gerçek Popçu 7 olduğunu ayırt etmeyi olanaksızlaştırmıştı. Hani şu halkın oyuyla başa geçenleri saymayan halk düşmanı bilimci, sanatçı ve felsefeci bozuntuları var ya; onlar, ikiye ayrılmıştı. Kimisi, estetik ameliyatlara sıcak bakıyor; tarihteki bilimci, sanatçı ve felsefecilerin yüzlerini alıyordu. Kimileri ise, buna tümüyle karşı çıkıyordu. 

Çocukların da estetik ameliyat yaptırıp topçu-popçu yüzü almasına olanak sağlayan yasa, Meclis’ten oybirliğiyle geçerken; bir haber, gündeme bomba gibi düştü: Bu kez, gerçek topçular ve popçular, taklitleriyle karıştırılmamak için, yeni yüzler almaya başlamışlardı. Artık, kimin gerçek topçu ve popçu olduğunu anlamak çok kolaydı: Eski topçu-popçu yüzlerine sahip olmayanların gerçek topçu-popçu olduğu şıp diye anlaşılıyordu. Ama hepsi birbirine benzeyen, bu nedenle kimlik bunalımı yaşayan parti yandaşları boş dururlar mı?! Bu kez de, topçuların ve popçuların yeni yüzlerini almaya başladılar. Topçular ve popçular için öyle büyük bir çıkmazdı ki bu; kimisi, bu sürece dayanamayarak kendi canına kıydı. Her yeni yüz alışlarında taklit ediliyorlardı. 

Sonra ülke için acı bir haber dört bir yana yayılmaya başladı: Çok estetik ameliyat olanların yüzleri, geri döndürülemez biçimde kırışmaya ve büzülmeye başlamıştı. Artık daha fazla estetik ameliyat olamayacaklardı. Para kırma ve ünlü olma hevesindeki genç estetik cerrahlar, başından beri bildikleri bu korkunç gerçeği herkesten gizlemişlerdi. Onların kendilerinin ameliyat olmamaları da demek ki bu yüzdendi. Halkımızın %99’u, defalarca estetik ameliyat olduğundan, yüzleri, hilkat garibesininkine dönmüştü. Artık o kadar çirkinlerdi ki, ülkede bütün aynalar kaldırılmıştı. Topçunun-popçunun kıçını-başını izlemeyi seven halkımız için en önemlisi, yüz güzelliği olduğundan; çoğunluk, insan içine çıkamaz duruma gelmişti. Artık, sokaklar bomboştu. Bir tek, bilimci, sanatçı ve felsefeci bozuntuları görülebiliyordu sokakta. Bu insanlık düşmanları kıs kıs gülüyorlar şimdi. Onların o doğal, o güzelim yüzleriyle ülkenin yeni ünlüleri olacaklarına kuşku yok. Genç kuşaklar, bu kez, onların yüzlerini taklit edecekler.     



Kördüğüm
Şiirler
Written by Ulas Basar Gezgin   
Pazartesi, 23 Ağustos 2010


Kördüğüm

Gördüğümü gördüm düşümde
Gözlerimle değil, beynimle.
Görüldüğüm görüldü ömrümde
Göremedim görüldüğümü.

“Siyah-beyaz” demişsiniz, seçemedim;
Karanlıklar dünyasından kaçamadım;
Işıklı köprülerinizden geçemedim;
Çarpar diye sarhoş bir sürücü. 

Bir sarhoşla farkım ne benim?
Şudur işte: Onun düğmesi var
Körlük için, şaşılık için.
Benim yok düğmem, bakılık için.
Gözlerimi vereceğim o düğmeyi bulana,
Görmeyen gözlerimi vereceğim ona.

Görmeden yazdım bu şiiri de.
Ama gözlük taktım, pipo çektim yine de.
Şair-yazar havasına gireyim diye.
Bu kadarını verdi anca’, 
Piponun olmayan dumanı.
Bu, bir pipo dumanı değildir,
Çekmeyince kullananı.
Bu evren var mıdır yine de
Görmediğimde ben?
İlk sarhoşluğum bu benim
Çözmek için bu gizleri. 
Işıkları sönük dünyamda,
Aradığım o düğme,
Sarhoşluktadır belki de.
Sarhoş olamam mı sandınız siz
Görmezim diye... 


Ulaş Başar Gezgin, Ho Çi Min Kenti, Vietnam
23 Ağustos 2010

Ağsayfası: http://ulas.teori.org 
E-posta:  
2010'daki Yapıtları: 
http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=730&Itemid=36  
Tüm Kitapları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=565&Itemid=36 
Tüm Yapıtları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=13&id=61&Itemid=36


Yapıcılarla Yıkıcılar
Şiirler
Written by Ulas Basar Gezgin   
Cumartesi, 14 Ağustos 2010

Yapıcılarla Yıkıcılar

O doğduğum ev var ya
Yıkıldı.
Büyüdüğüm ev var ya
Yıkıldı.
Okuduğum ilkokul
Yıkıldı.
Okuduğum ortaokul
Yıkıldı.
Çalıştığım kaportacı
Yıkıldı.
Yıkım hep yıkım. Sanki
Bombalamışlar tüm kenti.
Bir tek şu çam ağacı
Duruyor yerli yerinde.
Ağaca insandan daha çok
Değer veriyor yıkımcı.

Bu kadar uzmanlıkla,
Gecekondu yapımında,
Mimarlık okudum sonra.
Gösteriyorum yoksullara,
Nasıl yapılır, iki dakikada,
Şipşak bina.
Yıkılmasın diye bu defa
Çocuklarımın büyüdüğü yer,
Öleceğim yer,
Tasarlıyorum mahalleyi
Barikat kurmaya
En elverişli planla.
Zorlanacak böylece, karanlık güçler,
Saldırırken evimize, sokağımıza.

Bulvar yaptıklarını okudum Paris surlarını.
Gepgeniş yaptıklarını okudum Paris’in sokaklarını.
Zor olsun diye, barikat kurması;
Zor olsun diye, kenti savunması;
Yeni Paris Komünleri olmasın diye.
Nazilerin kolaylıkla girdiklerini okudum, bu nedenle, kente...
Biz de çağımızın Nazileriyle
Savaştığımızdan mıdır nedir,
O doğduğum ev var ya
Yıkıldı.
Büyüdüğüm ev var ya
Yıkıldı.
Okuduğum ilkokul
Yıkıldı.
Okuduğum ortaokul
Yıkıldı.
Çalıştığım kaportacı
Yıkıldı.
Yıkım hep yıkım. Sanki
Bombalamışlar tüm kenti.
Bir tek şu çam ağacı
Duruyor yerli yerinde.
Ağaca insandan daha çok
Değer veriyor yıkımcı.

Biz, yapıcılar; onlar, yıkıcılar.
Sürüyor yıllardır, evrensel savaşımız.
Biz de yıkana dek birgün, köşklerini, saraylarını onların,
Sürecek yıllarca, evrensel savaşımız. 


Ulaş Başar Gezgin, 14 Ağustos 2010

Ağsayfası: http://ulas.teori.org/ 
E-posta:  
2010'daki Yapıtları: 
http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=730&Itemid=36  
Tüm Kitapları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=565&Itemid=36 
Tüm Yapıtları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=13&id=61&Itemid=36



Last Updated ( Cumartesi, 14 Ağustos 2010 )
Bu Kastediliyor Zaten
Şiirler
Written by Ulas Basar Gezgin   
Perşembe, 12 Ağustos 2010

Bu Kastediliyor Zaten

Çok eskiden görüştüğüm ırmaklar,
Kurumuşlar, tarla bahçe olmuşlar.
Çok eskiden dolaştığım kıyılar,
Sel olunca su altında kalmışlar.
Bu kastediliyor zaten
“Su akar, yatağını bulur” denilirken.

Çok eskiden görüştüğüm tuzukurular,
Satıp beyni, müdür falan olmuşlar.
Birlikte dolaştığımız mazlumlar,
Aydınlanmış, okur yazar olmuşlar.
Bunu kastediyordu zaten
Aşık İhsani, “taban uyanıyor taban” derken.

Bu göller yine kurur, bu tuzukurular yine müdür.
Bu kıyılar yine sel olur, mazlumlar okuryazar olur,
Bu dünyanın kayar ekseni; yeni bir dünya kurulur.
Bu kastediliyor zaten
“Başka bir dünya mümkün” denilirken. 


Ulaş Başar Gezgin, 13 Ağustos 2010

Ağsayfası: http://ulas.teori.org 
E-posta:  
2010'daki Yapıtları: 
http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=730&Itemid=36  
Tüm Kitapları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=565&Itemid=36 
Tüm Yapıtları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=13&id=61&Itemid=36



Geri Dönüşümlü İleri Dönüşüm
Şiirler
Written by Ulas Basar Gezgin   
Perşembe, 12 Ağustos 2010

Geri Dönüşümlü İleri Dönüşüm

Çok elektrikleniyorum, özellikle kış günleri.
Elektrik çarpıyor, kime değsem elimi.
Şu ülkede herkes böyle enerji dolu olsa
Gerek kalmazdı belki, HES denen talana.

Nedir bilimsel açıklaması? Ben de anlayabilmiş değilim. 
Pamuk toplayıp duruyor göbek deliğim.
Tüm göbekler, göbek deliği gibi emekçi olsa,
Gerek kalmazdı belki, pamuk tarlalarına.

Siz davet edin, geleyim;
Tarlanıza bir güzel pisleyeyim;
Herkes köyüm kadar konuksever olsa,
Gerek kalmazdı belki, gübreye, ilaca.

Elektriğe para, pamuğa para,
Gübreye para, ilaca para.
Herkes sizin gibi olmasa,
(Herkes enerji dolu olsa;
Her göbek, pamuk toplasa;
Herkes konuksever olsa;
Yazılabilir bu ‘olsa’lar daha fazla, daha fazla.)
Gerek kalmazdı belki, paraya.

Ulaş Başar Gezgin, 13 Ağustos 2010

Ağsayfası: http://ulas.teori.org/ 
E-posta:  
2010'daki Yapıtları: 
http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=730&Itemid=36  
Tüm Kitapları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=565&Itemid=36 
Tüm Yapıtları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=13&id=61&Itemid=36



Zülfikar
Şiirler
Written by Ulas Basar Gezgin   
Salı, 10 Ağustos 2010


Zülfikar

Öyle iç çekti ki
Vakum gibi çekti içine herşeyi.
İçine çekti tüm pislikleri
Temizlemek için evreni.
Böyle girdi adamın içine
Mal sahipleri mülk sahipleri
Ve aklı karalı pullu paralı hükümetleri.
Anayasaları oyladığımızda
Ya da okşadığımızda ampülü, lambayı;
Öksürüverecek adam. Aksırığı tıksırığı
Geriye getirecek, tüm kötü kahramanları.
Bunun içindir onun sağlığının önemli olması.
‘Cellat’ diyenler oluyor bu adama,
Ama halk, ona, “halkın adaleti” der çoğunlukla.


Ulaş Başar Gezgin, 11 Ağustos 2010

Ağsayfası: http://ulas.teori.org/ 
E-posta:  
2010'daki Yapıtları: 
http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=730&Itemid=36  
Tüm Kitapları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=565&Itemid=36 
Tüm Yapıtları: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=13&id=61&Itemid=36



<< Start < Previous 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Next > End >>

Results 1 - 21 of 428

Mambo is Free Software released under the GNU/GPL License.